Bugüne kadar bazılarını hep iyi yönleriyle anlattık. Yaptıkları her küçük işi büyütüp ön plana çıkardık, görünür olmalarına katkı sunduk, kamuoyunda itibar kazanmalarına yardımcı olduk. Ama belli ki birileri bunu yanlış anladı.
Eleştirilmedikleri için kendilerini kusursuz sanmaya başladılar.
Oysa gerçekler öyle değil…
Yönetim toplantılarında kimlerin düzenli olduğunu, kimlerin sadece fotoğraf karesinde göründüğünü bilmiyor muyuz? Saha çalışmalarında kimlerin emek verdiğini, kimlerin ortalıkta bile olmadığını görmüyor muyuz? Partiye yeni üye kazandırma konusunda kimlerin sınıfta kaldığını, vatandaşın derdine “hallederiz” deyip sonra arkasını döndüğünü duymuyor muyuz?
Daha acısı şu: Bazıları siyaseti dava için değil, makam için yapıyor. Hizmet için değil, çevre edinmek için. Millet için değil, kendi işini büyütmek için. Teşkilat için değil, kendi hesabı için.
Gündüz ahlaktan, maneviyattan, inançtan söz edip; akşam bambaşka bir hayatın içinde dolaşanlar yok mu? Var.
Kamuoyuna örnek duruş mesajı verip, kapalı kapılar ardında bambaşka ilişkiler kuranlar yok mu? Var.
Siyaseti halkın derdiyle değil; para hesabıyla, kişisel çıkarla, makamın sağladığı imkânlarla ve özel hayatlarının gölgesinde yaşayanlar yok mu? Bunu da herkes görüyor, herkes konuşuyor.
Kimse kusura bakmasın… Bir teşkilatın en büyük zararı dışarıdan gelmez. En büyük zararı, içeride sorumluluk taşımayan ama koltuk taşıyanlar verir.
Birbirinin arkasından konuşanlar… Dedikodudan beslenenler… Aynı dava çatısı altında olup da birbirinin ayağını kaydırmaya çalışanlar… Toplantıda başka, dışarıda başka konuşanlar…
İşte asıl çürüme budur.
Sonra da dönüp “Neden yerimizde sayıyoruz?” diye soruluyor. Neden olacak? Çünkü enerji hizmete değil, iç çekişmeye harcanıyor. Emek vatandaşa değil, vitrine harcanıyor. Siyaset mücadele alanı olmaktan çıkıp kişisel hesaplaşmaların sahnesine dönüyor.
Biz bugüne kadar yapıcı davrandık. Eksikleri görmezden geldik. Yanlışları büyütmedik. Ama bu suskunluk, kimsenin temiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine… Biz sustukça bazıları kendini bulunmaz hint kumaşı sandı. Biz yazmadıkça bazıları gerçekten büyük iş yaptığını zannetti. Oysa ortada büyüyen bir başarı değil, büyüyen bir kibir var.
Şunu herkes iyi bilsin: Siyaset rozet taşımak değildir. Siyaset fotoğraf vermek değildir. Siyaset nutuk atmak değildir. Siyaset, insan kazanmak, güven vermek, sorun çözmek ve fedakârlık yapmaktır.
Bunları yapmayanlar, ne kadar süslü cümle kurarsa kursun, ne kadar görünür olmaya çalışırsa çalışsın, gerçeği değiştiremez.
Ve gerçek şudur: Bir yapıyı ayakta tutan tabela değil, samimiyettir. Bir davayı büyüten slogan değil, emektir. Bir teşkilatı ileri taşıyan koltuk sahipleri değil, yük omuzlayanlardır.
Eğer bugün hâlâ aynı yerde sayılıyorsa, bunun sebebi dış güçler, rakipler ya da şartlar değil… Bizzat içerideki boşluk, menfaatçilik, disiplinsizlik ve samimiyetsizliktir.
Belki de artık herkes aynaya bakmalı ve şu soruyu kendine sormalı:
“Ben bu yapıya ne verdim; yoksa sadece ne aldım?”
Çünkü bazen bir partinin en büyük rakibi muhalefet değil, kendi içindeki yanlışlardır.


